İçeriğe atla
Anasayfa VİCDAN KASKATI OLUNCA DİNİ NEYİN ÜZERİNE İNŞA EDECEKSİNİZ ?

VİCDAN KASKATI OLUNCA DİNİ NEYİN ÜZERİNE İNŞA EDECEKSİNİZ ?

Blog · · Umut Gülaçtı

“Vicdan kaskatı olunca dini neyin üzerine inşa edeceksiniz?” Pratik Aklın Eleştirisi | Immanuel Kant

VİCDAN KASKATI OLUNCA DİNİ NEYİN ÜZERİNE İNŞA EDECEKSİNİZ ?

“Vicdan kaskatı olunca dini neyin üzerine inşa edeceksiniz?”
 Pratik Aklın Eleştirisi | Immanuel Kant

Tarihin en eski sorularından biridir bu:

İnsan inancını neye yaslar? Kalbine mi, korkularına mı, otoriteye mi? İnsanoğlu, var olduğu günden beri bir şeylere inanma ihtiyacı duymuştur. Kimi Tanrı’ya, kimi göğe, kimi toprağa, kimi de yalnızca kendisine. İnanç; insanın iç dünyasıyla dış dünya arasında kurduğu köprüdür aslında. Ve o köprünün en sağlam taşı vicdandır. Kant’ın o meşhur cümlesi bu yüzden kıymetlidir: “Vicdan kaskatı olunca dini neyin üzerine inşa edeceksiniz?”

Fakat Kant’ın iyi niyetli varsayımı, yaşadığımız gerçeklikle çoğu zaman örtüşmez. Çünkü inançlar, toplumların elinde çoğu kez vicdanı yumuşatan değil, susturan bir araca dönüşmüştür. İnsan, iç sesine kulak vermektense dışarıdan gelen buyruğa uymayı daha kolay bulur. Korku, suçluluk ve cehennem tehdidiyle yoğrulmuş bir inanç biçimi, vicdanı diri tutmaz; onu körleştirir.

Oysa dinin doğasında vicdan vardır. Merhameti, hakkaniyeti, sabrı ve sevgiyi vicdan taşır. Fakat din; tarih boyunca otoritenin, siyasi iradenin ve çoğu zaman cehaletin elinde bir baskı aracına dönüştüğünde, en önce vicdan susturulmuştur. İnsanların ruhları üzerine kurulan tahakküm, sorgulamayı günah, susmayı erdem kılmıştır.

Toplumların ortak belleğinde şöyle bir yanılgı yerleşmiştir: Din, her şeyden önce itaati ister. Oysa itaat, vicdanın sustuğu yerde kolaylaşır. Merhameti, adaleti, hakkı arayan bir vicdan; zulme, haksızlığa ve akıl dışı buyruğa boyun eğmez. İşte bu yüzden önce vicdanlar terbiye edilmiştir. Sorgulayan değil, kabul eden; düşünen değil, ezberleyen; seven değil, korkan bireyler istenmiştir.

Bu noktada dini ritüeller ve uygulamalar da biçimsel bir alışkanlığa dönüşür. İnsanlar neyi neden yaptığını bilmeden, sadece “yap denildiği” için yapar. Dini metinlerin ruhunu anlamaya, söylenenin ardındaki hikmeti kavramaya yanaşmaz. Çünkü düşünmek tehlikelidir. Çünkü sorgulamak çoğu zaman yalnızlığa, dışlanmaya, bazen de tehdide yol açar.

Özellikle sosyal mecralarda, herkesin rastgele gördüğü bir esma-i hüsna ile zikir çekmesi, ya da meditasyon adı altında bilinçsiz ruhsal açılımlar yapması, bu sebeple sakıncalıdır. Her ruh hali, her enerji seviyesi, her psikolojik yapı bu uygulamalara uygun değildir. Tıpkı her ilacın her hastaya iyi gelmeyeceği gibi, her zikir, her meditasyon da herkese uygun değildir. Bilinçsizce yapılan bu ruhsal deneyimler, kişinin kendi iç dünyasında açamadığı kapıları zorla aralayıp, derin travmalarla yüzleşmesine yol açabilir. Bu yüzden inanç ve ruhsal çalışmalar kişiye özel olmalı, mutlaka bir bilenle yürünmelidir.

Vicdan sustuğunda, din ritüellere indirgenir. Orucun amacı açın halinden anlamak değil, sadece aç kalmak olur. Namaz, ruhu arındırmak değil, sayı tamamlamak için kılınır. Zekât, fakiri gözetmek değil, hesaptan düşmek için verilir. İşte o zaman ibadet, sevgi ve merhamet değil, korku ve gösterişle yapılır.

Böyle bir toplumda din; sevgiden değil, otoritenin buyruğundan beslenir. Ötekini anlamak, farklıyı sevmek, hakkı gözetmek gibi insani değerler unutulur. Kadının kahkahası, çocuğun oyuncağı, sanatçının sözü, şairin dizeleri bile “ne uygun görülürse” ona göre var olabilir. Çünkü vicdan sesi kesilmiş toplumlarda her şey, egemenin çizdiği sınırlar içinde anlam bulur.

Bugün dünyada ve bizim coğrafyamızda yaşanan şey tam da budur. Dinin özündeki o evrensel merhamet dili, sevgi öğretisi kaybolmuş, yerine baskıcı, şekilci ve itaati kutsayan bir anlayış yerleşmiştir. İnananlar, inandıkları değerleri yaşarken değil, başkalarının inançlarını yargılarken güçlü hisseder olmuş.

Oysa din dediğimiz şey, insanın kalbindeki en derin sese dokunmalı. Vicdanını diri tutmalı. Bir insan başkasına zarar vermekten çekiniyorsa, o çekinme cehennem korkusundan değil, vicdanında taşıdığı merhametten olmalı. Hakkı gözetiyorsa, Allah’tan korktuğu için değil, adaleti sevdiği için yapmalı. İnanç, insana kendini ve tüm varlığı sevdiren bir ışık olmalı.

Çünkü vicdan kaskatı olunca, sadece din değil, insanlık da çürür. Ve biz, kendi vicdanımızı diri tutmadan, hiçbir manevi değeri sahici biçimde yaşayamayız.


Eğer içeriğimi beğendiyseniz ve daha fazlasını okumak isterseniz, web sitemi ziyaret etmeyi unutmayın: https://www.umutgulacti.com/

Instagram: https://www.instagram.com/umutgulactiofficial/

Twitter: https://x.com/umutgulacti369

TikTok: https://www.tiktok.com/@umutgulactiofficial

Pinterest: https://tr.pinterest.com/umutgulacti/

Destekleriniz benim için çok değerli, teşekkür ederim!