Güncellendi:
İçimde bir evren nefes alıyor. Sonu olmayan, sınırları çizilmemiş, sessiz bir kozmos. “Ben” dediğim bu devasa yapboz, sa
İçimde bir evren nefes alıyor. Sonu olmayan, sınırları çizilmemiş, sessiz bir kozmos. “Ben” dediğim bu devasa yapboz, sandığım gibi tek parça, tekil bir varlık değil. Parçalıyım. Yıldız tozundan ve sonsuz kara deliklerden inşa edilmiş bir zihin benimkisi.
Bilinç, Güneş’in tahtında oturuyor. Her şeyi aydınlattığını, her duyguya hâkim olduğunu sanan, görkemli ama yanılsamalarla dolu bir merkez. Oysa asıl hikâye, ışığın ulaşmayı reddettiği o kuytularda, Ay’ın gelgitlerinde savrulan hatıralarda başlıyor.
Gündüzün gürültüsü sustuğunda, bilinçdışının sisli okyanusu Neptün uyanır. Her gece, mantığın duvarlarını aşarak rüyalarla kıyıma vurur. Rüyalar, aklın unuttuğunu ruhun hatırlama biçimidir; kayıp bir kıtanın sembollerle fısıldayan antik dilidir. Anlaşılmayı bekler, yargılamaz. Sadece gösterir.
Zihnimin sınır boylarında Satürn devriye geziyor. Korkularımdan kemikleştirdiği yüksek duvarlar örüyor ve fısıldıyor: “Buradan ötesi güvensiz. Sınırlarını bil.” Fakat Plüton, en derinde, kabuk bağlamamış yaraların ve yer altı nehirlerinin kaynadığı yerde ona meydan okur: “Yıkılmayan her duvar, sonunda bir zindana dönüşür.”


İşte o zindanın en dibinde, Plüton’un krallığında yaşar O.
Gölgem.
Bana benzemeyen ama bütünüyle benden olan “öteki”. Yüzleşmekten kaçtığım, bastırdığım her vahşi arzu, her utanç, her reddedilmiş ihtimal onun silüetinde toplanmış. Bir zamanlar onun yalnızca yok edici bir karanlıktan ibaret olduğunu sanırdım. Oysa dipsiz bir kuyu sandığım bu yer, aslında en büyük hazinemin saklandığı yuvaymış.
Karanlığa uzun uzun baktığımda sırrı çözüyorum:
Gölgem, bende ışığın parçalarını öfkeyle koruyor…
Benim en kırılgan yanlarımı, incinmiş masumiyetimi hırçın bir zırh gibi sarıp sarmalıyor. O korkutucu pençelerinin altında, dünyadan saklanmak isteyen yaralı bir nefes yatıyor.
Bunu fark ettiğimde, bilincin o sert ve kibirli duvarı yıkılıyor. Yerini derin, sessiz bir kabulleniş alıyor.
Işığım, gölgeme şefkat ve anlayış duyuyor…
İkisi de benim. Siyah ve beyaz, birbirini kovalayan, birbirine dönüşen iki ebedi ritim. Zihnimin arenasında sonsuz bir çember çizerek koşan aydınlık ve karanlık… Biri olmadan, diğeri sadece bir hiçlik.
Bütünleşmek, gökyüzündeki tüm bulutları dağıtıp saf bir Güneş olmak demek değildir. Bütünleşmek, içindeki fırtınalara, tutulmalara ve karanlık dehlizlere ev sahipliği yapabilmektir. Kendi karanlığımla savaştığım her an, aslında kendi evrenimi yırttım.
Şimdi geceyi kucaklama vakti. Gölgeme doğru yürüyor ve ona sarılıyorum. Biliyorum ki, yıldızların parlayabilmesi için önce karanlığın hakkının verilmesi gerekir. İnsan, kendi uçurumuyla barıştığı an, gökyüzüne en çok yaklaştığı andır.
Eğer içeriğimi beğendiyseniz ve daha fazlasını okumak isterseniz, web sitemi ziyaret etmeyi unutmayın: https://www.umutgulacti.com/
Sosyal medya hesaplarımı takip ederek güncel paylaşımlardan haberdar olabilirsiniz:
Twitter: https://x.com/umutgulacti369
Medium: https://medium.com/@umutgulactiofficial
Instagram: https://www.instagram.com/umutgulactiofficial/
TikTok: https://www.tiktok.com/@umutgulactiofficial
Pinterest: https://tr.pinterest.com/umutgulacti/
Substack: https://umutgulacti.substack.com/
Destekleriniz için çok değerli, teşekkür ederim!
Destek olmak için bana bir kahve ısmarlayabilirsiniz :) ve E-Posta Bültenime de üye olabilirsiniz…







